“Bir Bilim Adamının Romanı Mustafa İnan” ve “Beatrice’ten Sonra Birinci Yüzyıl” adlı eserleri üzerine yazı

                          http://tasaryan.wordpress.com/     

                                                                         

Adı geçen eserler aşağıdaki sorular çerçevesinde incelenmiştir.

1.       Romandaki bilim insanının temel özellikleri nelerdir?

2.       Romandaki bilim anlayışı nedir? Romana göre bilim nasıl tanımlanır?

3.       Romandaki bilim kurumunun temel özellikleri nelerdir?

4.       Romandaki bilim etiği konuları nelerdir?

5.       Romandaki bilim insanlarına ve kurumlarına yönelik eleştiriler nelerdir?

6.       Her iki roman arasında bilim anlayışı bakımından hangi farklar vardır?

Oğuz Atay, “Bir Bilim Adamının Romanı Mustafa İnan” ve Amin Maalouf, “Beatrice’ten Sonra Birinci Yüzyıl” adlı eserlerin karşılaştırılması üzerine yazı

1. Amin Maalouf, Beatrice’ten Sonra Birinci Yüzyıl’ın incelenmesi

1.1 Romandaki Bilim İnsanının Temel Özellikleri

Romanda anlatıcı olan baş karakter aynı zamanda böceklerle ilgili araştırma yapan bir bilim insanıdır. Kendi branşında oldukça bilgilidir. Yoğun uğraşlarla zamanının çoğunu binlerce böceği incelemekle harcayan titiz bir araştırmacıdır. Genel olarak kendisini mesleğe adamış bu insan dürüst, çalışkan ve meslek ahlakına bağlı işine ve ailesine bağlı bir izlenim bırakır. Çok sosyal sayılmamakla birlikte uzun soluklu doslar edinmiş, günlük yaşamın çekişmelerine girmeyen eskimiş bir tiptir. Yazar romanında bir bölümünde kahramanının sosyal yönünü konu edinir.“Duyan da, beni İnsanlardan kaçan bir ayı sanacak….insanlarla dozunda ilişkiler kurdum; zaman içinde, iki üç dost bile edindim”(Maalouf, nisan 2011, s:10). Bürosu ve çalıştığı mekanıyla ve kendi kişiliğiyle günün gerisinde kalmış izlenimi bırakır. Romanın bir bölümünde bu konuyla ilgili şu anlatı geçer; “Bir gün gelecek, masayı öyle bir duruma getirecekler ki, çantamı üstüne koyduğum anda herşey yerle bir olacak,…İş ki dökülen bina masayla aynı anda yıkılmasın” (Maalouf, nisan 2011, s:24). Kurnazlık konusunda acemidir. Bu durumu fazla para ödememek için bir bok böceği kapsül satıcısına cüzdanından ayırdığı bozuk paralarla alışveriş yapması ile açıklamak mümkündür. Kendisinden beklenilmeyecek biçimde para üstünü veren satıcı bu sefer müşterisinin dolu cüzdanını yürütür (Maalouf, nisan 2011, s:18)

1.2 Romana Göre Bilim Anlayışı

Bilim anlayışı, araştırma, gözlem ve deneye dayalı derin ve kapsamlı bilgilerin belirli bir bilimsel jargona dayalı bir dil ile ortaya konulmasına dayanır. Bilimsel dil geniş kitlelerce ve zaman zaman konuya hakim olamayan bilim insanlarınca, öğrenciler için  de zor anlaşılan bir yapıdadır. Romanda bu konu değinilir; “-Düşünsene, sevgili arkadaşım, önünde öğrencilerinle yaşıt bir tıfıl var ve sen derin bir konuya girdiğin anda, not almayı kesiyor…Sen sürtüşme aşamasında acridien’ler diyorsun, o sana çekirge bulutu dedirttiriyor”( Maalouf, nisan 2011, s:21) Romanda bu bölümde bir hoca kendisini beğenmiş bir tavırla dinleyicilerini iğneler. Hem gazetecilerin, hem öğrencilerin bilimsel metinleri çözmekteki isteksizliği ve yetersizliğinden yakınılması söz konusudur. Bilim diline vakıf olmmak bir bilim insanı için faciadır (Maalouf, nisan 2011,s:15). Bilim insanlarının bilim kurumlarında bilgi ve tecrübelerini paylaşmasıyla bilgi üretimi gelişir ve değişir. Bu açıdan bilim anlayısı eleştireldir. Uzun zaman yayılan çalışmalar  doğrulanabilir bilginin elde edilmesi için gereklidir.Oldukça sistematiktir.  Ve bu bilginin çok farklı disiplinler tarafından sahiplenip kullanılması söz konusudur. Yıllarca iğneyle kuyu kazar gibi oluşan sistematik çalışmalar büyük bir  bilgi havuzu oluşturur.  Bu açıdan bilim popülist değildir. Bilim anlayışı bu açıdan eleştirel, analitik, düzenli  ve cesur  olmak zorundadır. Bilimde olguların ve varsayımların sıralanıp ispat edilebilir doğrulara varmak temel amaçtır.(Maalouf,nisan 2011,s:74)

1.3 Romandaki Bilim Kurumunun Temel Özellikleri

Bilim kurumu uzun yıllar boyunca varlığını sürdüren ve bu açıdan kökleşmiş bir yapıdadır. Bir çok yönüyle çağına ve topluma göre biraz geridedir. Yapısı itibariyle daha yavaş değişir. Uzun soluklu bu kurumlar çalışanlarıyla tecrübeyi esas almışlardır. Kurumların bu yapısı kitapta eleştirel bir gözle verilmiştir. Roman kahramanının neredeyse kendi çalışma masasıyla üniversite binasının yıkılacak kadar eskidiğinden bahsetmesi , bunu düşündürür.(Maalouf, nisan 2011, s:24) Böylesi  kökleşmiş kurumların kendi bulunduğu çağdaki topluma uzak ve anlaşılmaz kalışları onları belki daha otoriter yapmaktadır. Bilginin söz sahibi olarak bir çeşit kilisenin otoritesini almış gibidirler.

1.4 Romandaki Bilim Etiği Konuları

Romanda bir bilim insanının bilimsel yöntemlerle elde ettiği bilginin toplumsal yaşamda tekrar kullanılırken insan yararına nekadar hizmet edeceğinin de düşünülmesi gerektiği belirtilmiştir. Bu açıdan meslek ahlakının temelini oluşturan asıl unsur bilginin alıcılarının nekadar para verdiği değil bu bilginin ne şekilde kullanılacağıdır. Romanda geçen bir olay bu konuda bazı bilim insanlarının yüksek paralar karşılığında sonuçaları insani olmayacak buluşların kontrolsüz bir şekilde birtakım kişilere satılabildiğinden söz eder. Bu olay  bir  gelenek yüzünden bir coğrafyada insanların erkek çocuk yapıp kız çocuk istememelerinden doğan bir  sosyolojik vaka ile anlatılmıştır. Söz konusu olay kadınların mirastan pay almamaları için ölen kocalarıyla birlikte öldürülüp gömülmesi ile gündeme gelir. Bu acımasız gelenek nedeniyle “bok böceği baklaları”ndan yapılan bir çeşit yerel ilaçla kız çocukların ana dölütünde gelişmesi engellenir. Bu ihtiyacı fırsat bilen bazı bilim insanlarıda çocuğun cinsiyetini belirleyebilecek bir çeşit aşı geliştirmek isterler. Bunu ilk olarak hayvancılıkta ineklerin boğalara göre sayısını arttırmak için düşünürler. Ama sonuçta eskiye oranla daha saldırgan bir boğa üretirler. Belki bu tür aşıyı da boğa, horoz ve köpek gibi hayvanları dövüştürenler almayı düşünür.(Maalouf, nisan 2011, s:58). Her yönüyle gayri insanı ve meslek etiğine de uymuyan bu durum bilim açısından ibret vericidir. Söz konusu madde erkek çocuk yapmak isteyenleri hedeflediğinden sosyal yaşamda da erkek sayısının artışına bağlı olarak beklenilmedik durumlara sebep olur. Romanda gazeteci olan karakter Clarence, doktor Foulbot adlı birinin yüksek kazançlar sağlamak için toplumsal dokuyu etkileyecek böylesi bir ilaç ürettiğini konu edinir.( Maalouf, nisan 2011, s:74) Ayrıca romanda bir genetik mühendisinin bir pirinç tanesinin genetiğiyle oynanarak besin değerini kaybetmeden normalinden daha büyük boyutta bir tane haline getirilmesini olumlar. Genetiği oynanmış bir tarım ürününün insan yaşamına etkisi açısından incelenip çok yönlü ele alınması kanısındayım.

1.5 Romandaki Bilim İnsanına ve Kurumuna İlişkin Eleştiriler

En önemli eleştiri çağının gerisinde olmak

Bilimsel bilginin paylaşımının va anlaşılırlığının meslekten bir grup uzmanlarca anlaşılır olması ve geniş kesimlere hitap etmemesi

Bilim insanının toplumdan kopuk olması, herşeyi kendi mesleğinin penceresinden bakması, çok yönlü olamaması

Toplumsal sonuçlara ilişkin araştırma, gözlem ve analitik sonuçların bazen uzun yıllara yayıldığından, Bilim kurumlarının ve bilim insanlarının bilginin tolanması, arşivlenmesi ve denetlenmesi konusunda bazen yeterince özenli olmaması

2. Oğuz Atay, Bir Bilim Adamının Romanı’nın incelenmesi

2.1 Romandaki Bilim İnsanının Temel Özellikleri

Romanda konu edinilen bilim insanı Mustafa İnandır. Mustafa İnan başarılı ve örnek alınası bir yaşamı olan, yaşadığımız coğrafyada eşine nadiren rastlanabilcek türden bir mühendistir.  İnşaat ve mekanik dalında yurtdışında ilk doktora yapan ve yurt içindede kendi alanında ilklere imza atan bir insandır. İstanbul Teknik Üniversitesi’nde 1944’den 1967’de vefatına kadar tatbiki mekanik dalında bilimsel çalışmalar ve hocalık yapar (Atay, 2011, s:14). Bilime ve hocalığa olan yatkınlığı daha yatılı lise yıllarına kadar uzanır. Yüksek empati kurma kabiliyeti sayesinde cevaplanması  zor soruların anlaşılabilir şekilde öğrencilere anlatmayı beceren bir insandır. Romanda lise döneminde bir çok arkadaşına ders vererek sınıflarından geçmesini sağladığından söz eder. Mustafa İnan anlaşılması güç konuları sohbet havasında anlatır.(Atay, 2011, s:55). Zihni açık, havızası kuvvetli ve çok yönlü bir kişiliktir. İşini bir külfet gibi yapmadığından, doğalbir sevgiyle bağlı olduğundan ilgi, merak ve öğrenme kabiliyeti de yüksektir. Ve çok yoğun bir şekilde aralıksız bir çabayla öğretmenlik hizmetini yapmıştır. Belki kendiside farkında olmadan bünyesini çok zorlamış ve yormuştur. (Atay, 2011, s:137). Önüne çıkan engellere rağmen ve yurtdışında bilimsel çalışmaları için uygun fırsatlar bulmasına rağmen kendisini büyüyüp geliştiği, bağlandığı İstanbul’da İstanbul Teknik Üniversitesi’nin gelişmesine adamış bir memleket aşığıdır.

Mustafa İnan düzenli çalışan, dikkatli ve bildikleri arasında pratik ilişkiler kurabilen yaşamın içinde bir insandır. Çalışkanlığı; “Sıhhati, taraveti ve sabahın zihin açıklığı ile bir, bir buçuk saat derslere göz atardı. Bu metodik çalışması kendisine çok şeyler kazandırmıştır.” (Atay, 2011, s:78) sözleri ile romanda anlatılır.  Yaşamı boyunca dikkatle öğrendiği bilgi ve tecrübeleri bilimsel bir dille tercüme edebilme yeteneğine sahiptir. Onu bukadar yaşama bağlayan belkide çocukken geçirdiği bir kaza nedeniyle ölümle sınav vermesindendir. Konuyla ilgili  “ …Damdan bir şey düşüyordu. Küçük Mustafa, gözü bağlı olduğu için yürürken damın bittiğini farkedememişti…”(Atay, 2011, s:24) bilgisi verilir. Annesi birdaha onu yatağa sıkı sıkı bağlasa da Mustafa arkadaşlarından yine de farklı olacaktı. Bir ara yaptığı eczane çıraklığından bir damla serumun mikarını öğrenmiş ve çok daha sonra bir hastanede kendisine bağlanan serumun nezaman biteceğini hesaplanmasında pratik olarak çözmüştür. (Atay, 2011, s:47). Bundan daha karmaşık hesapları iyi bir matematikçi olarak da çözebilmektedir. Onun bilgiyi ezberlenen kuru kalıbından çıkarıp farklı disiplinlerle birlikte harmanlayarak yorumlayabilmesi en önemli özelliğidir. Bu açıdan, şiir, felsefe, dilbilim gibi alanlara yürekten ilgi duymuştur. Kısaca zorluklarla ve imkansızlıklarla geçen koşullara rağmen bilime ve öğrencilerine ışık olabilen mücadeleci bir bilim insanıdır.(Atay, 2011,s:119) İnsancıl yönü ise ayrıca sözü edilesidir. En zor şartlar altında insani yönünü korur. Askerde bile kötü bir cezaya çarptırılmış bir askerin durumuna yardım için komutanı cezadan vazgeçirip ikna edecek bir yol bulur.(Atay, 2011, 60)

2.2 Romana Göre Bilim Anlayışı

Roman Mustafa İnan’ın bilimsel kariyer yaptığı 1930-1967 Türkiye’sinde geçer. Bu açıdan dönemin koşullarına bağlı olarak bilim anlayışı da farklılık gösterir. Henüz bilim ve teknik anlamda ve endüstriyel gelişme düzeyinde koşullar pek iç açıcı değildir. Avrupa’daki bilimsel atılımın gerisinde kalmamak adına faliyet gösteren okul ve akademiler çok gençtir. Bilimsel metinlere sahip olma ve araştırma imkanları sınırlıdır. Bu açıdan da bir geleneğe sahip olmayan okullar,  akademik teknik deneyimsizlik sonucu daha ziyade kendisinden önce yapılmış bilimsel çalışmaların öğrenilmesine ağırlık veriyordu. Ve tabiki bilimsel litaratür ezbere dayalı anlaşılması ağır bir yüktü. Bilim anlayışıda bir çeşit bilgi yüklemesine, yabancı kaynakların tercümesine dayalı bir yapıdadır. Türkçe kaynak yok denecek kadar azdır.(Atay, 2011, s:80). Öğrenciler açısından bilginin içselleştirilememesi söz konusudur. Öğrencilerin “bu bilgi ne işime yarayacak” deyip dersle sınıfı geçecek kadar ilgilenmeleri ve sonra da mezun olunca öğrendiklerini uygulayacak mecra bulamamaları farklı bir iş ortamıyla karşılaşmaları romanda vurgulanır. (Atay, 2011, s:35). Özellikle uygulama bilimlerde deney yapmak önemlidir. Romanda yurtdışında laboratuvar imkanlarının çok ileri düzeyde olduğu vurgulanır (Atay, 2011, s:113). Bilimin bu coğrafyada gelişmesi her açıdan güç bir işti. Bilim dili teknik dil açısından eski Osamanlıca sözcüklerle doluydu. Hem evrensel dile hakim olmak hemde değişen günün koşullarına uyumlu olmak için bilim dilinine önem vermek gerekiyordu. Romanda bu konuya şöyle değinilir; “…Mustafa Hoca bilimde ileriye yönelmişti: Teknik deyimleri bile öğrencilerin anlayacağı kelimelerle ifade ediyordu; “muvazene” demiyordu, “denge” diyordu; “mütesaviyen münteşir” demiyordu, “düzgün yayılı” diyordu.” Mustafa inan dil ile matematik arasındaki güçlü ilişkinin farkındaydı.( Atay, 2011, s:155). Bu açıdan öğrenimin çeşitli yönleriyle ele alınıp, düşüncenin ezber kalıplardan sıyrılması gerekirdi. Bu açıdan bilim sadece teknik olanaklara dayanmamakta, dil, düşünce ve metodojik bir klavuza ihtiyaç duymaktadır.

2.3 Romandaki Bilim Kurumunun Temel Özellikleri

Romanda adı geçen bilim kurumu bugünde varlığını koruyan İstanbul Teknik Ünüversitesi’dir. Mustafa İnan’ın 23 sene hizmet verdiği, sonra Rektör olduğu bu kurum alanında önemli bir yere sahiptir. Romanda sözü edilen problemler daha çok çalışan hocaların zaman zaman kurumu ticari çıkarlarınca sömürmesidir. Gerek dışarda piyasada edindikleri işlerle ve sonra öğrencilerden çeşitli türden kazançla iş ortamını yozlaştıran bazı hocalar vardır. Ama kurum genç ve dinamik olduğundan bir çok iyileşme türünden gelişmelerde olur. Mustafa İnan okulun bilimsel ve teknik alt yapısının gelişmesi, kaliteli öğrenci yetişmesi adına önemli işler yapar. Henüz kendisini evrensel anlamda ispat edememiş bir kurumdur.  Avrupadaki bilim yuvaları ile kıyaslandığında romana göre; “…Oysa İsviçre’de doktora yaparken şartlar ne kadar başkaydı. Zürich Teknik Üniversitesi’nin geniş labaratuvarlarında yıllarca deney yaparak geliştirmişti doktorasını. Burada laboratuvar filan yoktu,…” sözü geçer. Günün koşullarına göre mesleğine bağlı, işini iyi yapan hocalar ve öğrencilerin varlığından söz edilebilir.

2.4 Romandaki Bilim Etiği Konuları

Bilim etği açısından Mustafa İnanın son derece titiz olduğunu görürüz. Fazla idealist bir öğretmendir. Bir ara öğretmenlik dışında piyasayada iş yapmıştır. İşine bağlı çalışkan olmasına rağmen parasal konulardaki beceriksizlik ve piyasanın koşullarına uyum gösterememesi nedeniyle başarılı olamaz. Bundan daha önemlisi öğretmenlik hizmetinide en iyi şekilde yapmasıdır. Çalıştığı kurumda bir hocanın öğrencilerle alay edercesine sınıfta bıraktığı söz edilir; “ Efendim, dışarıdan aldığı işleri talebeye diploma projesi olarak yaptırıyor, masası emlak komisyoncularının kartlarıyla dolu, tüccarın biri efendim bu hocamız,…”. (Atay, 2011, s:181). Kendi konumunu güçlendirmek için zor hoca olma özelliği edinmeye çalışan bu tip insanlarda etik açıdan eleştirilir. Kendi bilgisizliğini, beceriksizliğini öğrenciler üzerinde hakimiyet kurarak gizlemeye çalışan, yüksek egolu hocalar zaman zaman da konumlarını parasal yarar için de kullanma zaafına düşmektedir.

Bilim uğruna ne yapılıyor? Sorusuna romanda etik açıdan olumsuz denilebilecek şöylesi bir örnek yerinde olacaktır; “…Bilim mi nedir? Evet. Efendim bilim, uğraştığımız şeydir. Bilim, her şeyden önce, üniversiteyi bitirdikten sonra “bilim yoklaması” ve “yabancı dil sınavı” gibi engelleri aşarak doktora öğrencisi olmaya hak kazanabilmek için gerekli bir şeydir.”(Atay, 2011, s:176). Oğuz Atay’da mühendislik eğitimi almış, bu yollardan geçmiştir. Atay,“Tutunamayanlar” adlı romanında okulunu bitiren genç aydınların, nispeten orta sınıf olan bu kesimin içine düştüğü çelişki ve bunalımları dile getirmiştir.

2.5 Romandaki Bilim İnsanına ve Kurumuna İlişkin Eleştiriler

Romanda özellikle göze çarpan bilimsel anlamda istenilen yeterlilikte bir gelişimin henüz olmamasıdır. Böylesi yeni ve yabancı denilebilecek bir bilimsel faliyetin koşullar açısından zorluğu önemli bir eksikliktir. Geleneksel bilgi birikiminin yeterince  günün gelişen bilimsel bilgiyle olan bağlarının kurulamaması, siyasi koşulların da bu süreci zaman zaman kesintiye uğratması önemli bir açmazdır. Bir çok bilim insanının gayretleri, onların yurtdışıda eğitimlerini geliştirmeleri beyin göçüne yol açmasa dahi onların yurt içinde yeterince gelişmesi bu açıdan zordur.

3. Her iki roman arasında bilim anlayışı bakımından farkları

Kitaplar bilimin farklı coğrafyalarda ve tarihlerde serüvenini konu edinmiştir.  Yazarlardan A.Maalouf kişisel tarihine baktığımızda 1949 Beyrut doğumludur. Ekonomi ve toplum bilim okuduktan sonra Lübnan’da 1975’e kadar gazetecilik yapar. Sonrası Fransaya göçer ve burada yaşar. Bilimsel altyapısını Doğuda almış, gazetecilik mesleğiyle ilgilenmiş ve Doğuyu doğulu bir bilim insanı gözüyle anlatabilmiş bir entelektüel olarak kabul edilir. Diğer Yazarımız Oğuz Atay’da 1957 yılında İstanbul Teknik Üniversitesi İnşaat Fakültesini bitiren Doğulu bir bilim insanıdır. Bilimsel formasyonunu aldığı okulda hocası Mustafa İnan gibi gerçekten yaşamış bir insanın hayatını romanlaştırır. Böylelikle gazeteci titizliğinde bir araştırma ve edebi bir anlatıya dönüştürme gibi bir işi başarır.

Oğuz Atay’ın Bir Bilim Adamının Romanı Mustafa İnan romanı 1975 yılı koşullarında çıkar. Bilim yuvalarında yetişen insanlar genelde bir iş tutturmayı hedefleyen bunun için kariyer peşinde olan gençlerden oluşmaktadır. Okulda kalmak her açıdan zor bir tercihtir. Roman bu açıdan bilgi belge niteliğinde bir araştırma yazısı gibidir. O yıllarda henüz sağlıklı bir bilim geleneği olmayan, yeni yeni oluşan bilim yuvaları yurtdışına öğrenci gönderme yolunu seçer. Geleneğin önemine romanda şu satırlarla değinilir; “…Newton da, “Başkalarından daha ilerisini görebiliyorsam, bunu, devlerin sırtına çıkmama borçluyum” demiştir. Evet, Newton adlı dev bile başarıya ulaşmak için Descartes, Kepler ve Galile gibi devlerin sırtına çıkmak zorunda kalmıştır.”(Atay, 2011,s:38)

Amin Maalouf’un Béatrice’ten Sonra Birinci Yüzyıl kitabı kurmaca bir olay üzerinden bilim ortamının gerçekçi bir eleştirel anlatısını verir gibidir. Konu gelecekte geçer ama bilim kurumu ve bilim insanları daha çok geçmişe aittirler. Gerek alışkanlıklarıyla gerekse toplumsal ilişkileriyle yaşadığı dünyaya yabancı gibidirler. Bilim ortamındaki araştırmalar, oluşan bilgi arşivleri, tatışmalar ve ileri sürülen görüşler ile neredeyse anlaşılmaz bir yapıdadır. Kitapta bilimin toplumsal sürece katılımındaki bu zayıf yön vurgulanır. Yazarın baş karekteri bir bilim insanı olmanın yanı sıra bir aktivistir. Karısı Clarence ile birlikte “Bilgeler Şebekesi” adlı bir sivil insiyatif kurar. Böylelikle bilimsel kaynağıda olan ama sosyolojik temelli bir ihtiyacın kar amacıyla sömürülmesine dayalı bir ilacın yaratacağı olumsuz sonuçları insanlara anlatmaya çalışırlar. Bu şebeke romanda amacını şöyle ifade eder “Biz, bilim, iletişim, kültür, eylem insanları…Amacımız; 1. Cinsiyet, ırk, etnik grup, din ya da başka ölçülerle ayrımcılık yaratan sapkın buluşlar yoluyla insan soyuna karışılmasına bir son vermek, 2. Her yolu deneyerek gezegenin kuzeyiyle güneyini hızla birbirine yaklaştırmaya başlamak, 3. Kin ve hoşgörüsüzlüğe karşı kamuoyunu ve sorumluları usanmadan uyarmak” ( Maalouf, nisan 2011, s:90) Bu çeşit bir aktivistlikte bir parça bilim anlayışının Avrupa merkezli bir eksene oturduğu görülür. Kendisini herşeyin bilgisine sahip olduğunu varsayan köklü bilim kurumları kendisi açısından dünyanın her yeri adına söz sahibi görür. Kitapta insani bir faliyet olarak görülen bu şebeke onca vicdani sölemine rağmen bir Batı tipi bilim anlayışını hissettirir. Az gelişmiş ülkeleri Batı kaynaklı ilaçlarla sömürmenin yanı sıra onların nasıl iyi bir geleceğe sahip olacağı yine Batılı aydınlar tarafından projelendirilir. Bu açıdan bilim anlayışı hegonomik bir yapıdadır.

İki romanda bilimin ilerledikçe belirsizliğe doğru bir gidişata vurgu yapılır. Maalouf’ta bu konu bilimsel araştırmaların, raporların özellikle toplum bilimlerde bir çeşit bilgi çöplüğüne dönüştüğü üzerinedir. Maalouf’da; “…Birkaç gün sonra uzmanların söylediği her şey hem doğru hem yanlış, hem esaslı, hem yersiz görünüyordu. Sıfıra sıfır! Kör eden ışıklar çağında değil miydik?”(Maalouf, nisan 2011, s:73) ile romanda bilimin kategori, düzenleme ve yorumlama açısından bilgi anlamında açıklayıcı olduğu kadar bir muğlaklaşmaya, yetersizleşmeye yöneldiğine işaret eder. Bir çeşit bilim felsefesine yönelik bir soru sorar. Atay’da ise “Mustafa İnan, bilimin geliştikçe kesinliğe varacak yerde, Heisenberg’in belirsizlik ilkesine uygun bir yöne doğru gittiğini görüyordu. Mikrokozmosta, yani en küçükler aleminde uzay ve zaman fikri değerini kaybediyor diye düşünüyordu.”(Atay, 2011, s:184) ile güncel pozitif bilim tartışmalarını konu edinir. Buradaki bilimsel doğruluğun muğlaklığı sınırlı bir düzlem için geçerlidir. Bu konular daha derin ilgiye ihtiyaç duyar. Pozitif bilimlerde yanlışlanabilir doğrular olduğu gibi, kendisini belirli sınırlılıklarda, belirli ölçüler içersinde kendisini tarif etmiş neredeyse kanunlaşmış doğrular da vardır. Bilim felsefesi açısından tartışmaların, konuya ilgili duyanlarca  yeni bilgi, kuramlar ve yöntemler üzerinden yine bu disiplin içerisinden ve dışarısından devam ettiğini düşünebiliriz.

İki roman arasındaki belirgin farklardan biri yazı dili ve üslubuyla roman karakterlerinin yapısıyla ilişkisidir. Maalouf’un karekteri üzerinden anlatısı monolok ve diğer romana göre daha soğuktur. Buradaki bilim insanı da gerçi yaşamı daha içe kapalıdır. Ama yazarın anlatım biçimi de bize kitapla etkileşime sokmaz. İyi denilebilecek bir karakter gözünden yaşama dair eleştiriler sunar. Bu haliyle bir parça orta sınıf aydını tavrını görürüz. Atay’ın karakteri Anadolunun içinden çıkmış, savaş, göç ve darbe görmüştür.(Atay, 2011, s:238). Roman bir çok karakter ile zenginleşip farklı yaşanmışlıklar arasında bir sohbet havası kazanmıştır. Bilgi belge açısından katılan anlatılar da zaman zaman ince bir mizah duygusuyla verilmiştir. Roman farklı tarihsel dönemlerden bahseder. Atay’ın romanı toplumsal süreçlerle canlı bağa sahiptir.  Bu durumun bilim diline ve mizacına kattıklarını, Batı ve Doğu biliminin yapısını, tarihi süreçleri karşılaştırma açısından karakterler üzerinden okumak mümkündür.

Kaynakça

Amin Maalouf, Béatrice’ten Sonra Birinci Yüzyıl, YKY, Nisan 2011, İstanbul

Oğuz Atay, Bir Bilim Adamının Romanı Mustafa İnan, İletişim Yayınları, 2011, İstanbul

Web Kaynakça

http://www.iletisim.com.tr/ki%C5%9Fi/o%C4%9Fuz-atay-111.aspx

http://www.kutuphane.itu.edu.tr/t/01/kh11.html

http://uvt.ulakbim.gov.tr/uvt/index.php?cwid=9&vtadi=TSOS&c=ebsco&c=summon&c=ebsco&ano=50316_12e593f6b0ce591913a8d645f6398852

http://www.yapirehberi.net/Mustafa.htm

http://www.tubitak.gov.tr/tubitak_content_files/ozgecmis/MustafaInan.pdf

‘atölye programı’ 13.bölüm özeti; program yapımcı ve sunucusu; merve evren, konuk; serhat özer, 2014, izmir

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s